Virüslerin Kökeni ve Viral Hastalıklar

10 Ağustos
Yorum Yok
Virüslerin Kökeni
​​Virüsler hücre değillerdir; bir seri enzime bulunduran en karmaşıkvirüslerde dahi enerji üretimi içersinde ihtiyaç duyulan asli hücresel faaliyetleri sürdürecek metabolik mekanizma ve protein sentezi içersindeihtiyaç duyulan olan ribozomlar yer almaz
Virüslerin orijini epey tartışmalıdır. 
Bununla alakalı üç esas hipotez bulunmaktadır.



Birinci hipoteze göre virüsler parazitizm manasında özelleşme sürecindezirve noktasına ulaşmış organizmalardır. 
Bu hipotezi savunanlar yapıların yitirilmesi durumunun sık sık iç parazitlerde gözlendiğini ve hücre içi parazitlerin devasa bir ihtimalleçekirdekleri hariç herşeylerini kaybetmiş olma ihtimalinidüşünmektedirler. 
Bir virüs parçacığı hücresel bir nukleusa benzer; bu vaziyet virüslerinbütün başka hücresel içeriklerini kademe kademe yitiren hücresel bir atadan türedikleri düşüncesini doğurmuştur.
İkinci hipoteze göre ise günümüz çağdaş virüslerin atası hücresel organizmaların predatörüolan serbest-yaşayan hücre olmayan varlıklardır. 
İlkin denizlerde organik maddeler kayboldukça bu hücre olmayan predatörler hücre içlerinde yaşam sürdüren parazitler durumuna gelmeye başladılar. 
Bu görüşe göre çağdaş virüslerin akrabaları ilkin “nerdeyse canlı” formlardır.

Üçüncü ve en fazla kabul gören hipoteze göre ise virüsler ne ilkin ne de özelleşmiş organizmalardır. 
Bu görüşe göre virüsler hücresel organizmalardan türemiş kalıtsal gereçparçacıklarıdır. 
Bunlar ilk etapta (başlangıçta) DNA sahibi olan hücresel organellerdir.
Buna seçenek olarak herşey viroyit veyahut plazmitlere benzeyen çıplak nükleik asitler olarak başlayarak olabilir fakat hücreden hücreye geçişesnasında ihtiyaç duyulan olan bir kılıfla ilerleme gösteren ve kendisinieşleyebilen nükleik asitlere dönüşmüşlerdir. 
Bazı virüsler bakteriyel DNA parçacıklarından gelişirken, kimileri nebatnükleik asitlerinden bu sırada başkaları de yüksek hayvanların kalıtsalmateryalinden türemişlerdir.
Virüslerin konak özgüllüğü kökenlerinin bir yansıması olabilir; başka bir deyişle orijin aldığı hücresel organizma ile yakınlığına bağlı olarak parazitlenmede bir özelleşme meydana çıkmıştır. 



Sekans analizleri virüs ve konağı arasında belirli bir yakınlık olduğunugöstermiştir
Bu hipoteze göre virüslerin taksonomik sınıflandırılmalarındaki ilişkilerdaha bariz değildir başka bir deyişle birçok virüs birbirinden bağımsız olarak konaklarının “yavruları” olarak ilerlemiş olabilirler. 
Bazı araştırıcılar bu nedenden dolayı virüsleri konak organizmalarının filogenileri ile incelemek gerekliliğini düşünmektedirler.
Viral Hastalıklar
İnsanlarda görülen viral hastalıklar içerisinde frengi, kabakulak, kızamık, çiçek, sarı humma, grip, viral zatürre, ıiezle, poliomyelitis (infantile paraliz), muhtelif ensefalitler, bulaşıcı sarılık, AIDS (Kazanılmış Bağışıklığın Yitirilmesi Sendromu) sayılabilir
Maalesef viral enfeksiyonlar bakteriyel hastalıklarda epey tesirli olan antibiyotik ve başka ilaçlar ile engellenememektedir. 
Ancak çiçek ve çocuk felci gibi kimi pernisiyöz virüs rahatsızlıklarınakarşı aşılar geliştirilmiştir. 
Hatta çiçek hastalığı ile maç içersinde dünya genelinde yaygınlaştırılmış aşılanma uygulamaları düzenlenmektedir.




Bağışıklık reaksiyonu virüsler mevzubahis olduğunda epey geç meydanaçıkmaktadır. 
Bir yaklaşıma göre konak hücrenin virüse karşı kendisini müdafaa etmekemeliyle meydaan getirdiği interferon proteini bu noktada defaehemmiyetlidir
İnterferon konak hücreleri koruyamaz fakat oluşturulduğunda başkahücrelerin reseptör bölgelerine bağlantı kurarak viral iltihaplanmalarakarşı belirli bir direncin meydana çıkmasını sağlar. 
Bu protein viral nükleik asitten transkripte edilen mRNA’nın translasyonunu bloke eden anti-viral proteinlerin oluşmasını indüklüyor olabilir. 
Başka bir değişle interferon enfekte olmuş hücrelerden sıhhatli hücrelere gönderilen bir ikaz iletisi niteliğindedir.
İnterferonun 1957’de keşfedilmesinden kısa bir müddet ardından bununtesir bir kemoterapi tekniği olarak kullanılabileceği düşünülmüştür fakatdaha gerçekleştirilememiştir. 
Bugüne kadar muhtelif başarılar, hayal kırıklıkları ve beklenmedik etkiler görülmüştür. 
İnterferonun moleküler yapısı ve tabii rolü ile ilgili bilgi birikimlerimizdaha defa yetersizdir.
Virüslerin defa muhtelif hayvan gruplarını yüksek oranda enfekte ettiği bilinmektedir. 
Örnegin Kuzey Atlantik’in 10 metre derinliğinde mm3,de 15 x 106 yoğunlukta virüs yer almıştır
Bu virüsler sularda yaşam sürdüren fotosentetik bakteri ve alglerintahminen % 70’ini enfekte etmektedirler.​
YORUMLAR
Hiç yorum yapılmamış
© 2018 Yekten.NET Tüm hakkı saklıdır izinsiz kopyalanamaz...